Çoğumuzun zamanın ''tıpkı sürekli akan bir akıntı'' gibi düzenli
olarak geçtiğine inanırız. Ancak modern bilim gerçeğin çok daha
karmaşık olduğunu ve zaman yolculuğunun fiziksel olarak mümkün
olduğunu ortaya koyuyor.
Bizler hepimiz,
herkes tarafından paylaşılan bir uzaklık olan dünyanın tam
rotasyonuyla belirli bir zaman kesiti içinde hareket eden, zaman
yolcularıyız.Bu, günlük yaşantımızda karşılaştığımız bir
gerçektir, fakat çevremizdeki her şey daha yavaş bir şekilde
hareket eder gözükürken, bizim hızlanmamız ya da sanki biri
ayaklarımızdan çekiyormuş gibi çevredeki her şeyin hızlanması ve
bizim ve geride kalmamız sebebiyle bu düzenli gelişimin değişme
olasılığı üzerinde kim kafa yormaz ki? Tıpkı aynı yol üzerinde
geriye doğru gitmek gibi, geçmişi ziyaret etmek ve hatta belki
de onu değiştirmek düşüncesi henüz kesin bir bilimsellik
kazanmadı. Fiziksel olarak zaman içinde seyahatin mümkün
olmayışı ve pratikte yerinin olmamasına rağmen, geçmişten
rüyalar, görüntüler ve hayaller biçimindeki zaman içindeki
iletişime ne demeli?
Çetin BAL: [Bugün mekanikleri tam
olarak çözülmemişte olsa kahinlik denen yöntemle ya da geleceğe
ait rüyalar görme yada eski kızıl dereli şamanlarında geleceğe
ait görüntülerin alındığı -ayinsel törenlerle geleceğe dair
bilgilerin alındığı- bilinmektedir. Henüz duyular dışı
algılamanın mekanikleri bilimsel olarak ortaya konmasa da
metafizik ve parapsikoloji araştırmaları içerisinde geleceğin
bilgisinin bugünden alındığına dair ciddi kanıtlar vardır. Buna
göre rüyalarda ve zihnin çok özel durumlarında uyku ve trans
hallerinde geleceğe ait görüntüler ve sesler zihinsel olarak
yakalanabiliyor.Ve bu çeşit psişik iletişimin sorumlusu olarak
ta bizim boyutumuza paralel daha yüksek boyutların varlığı
gösterilmektedir. Peki bir bilim insanı olarak ben bundan ne
çıkartabilirim? Diyebiliriz ki
''Eğer görüntüler,
sesler ve bilgiler zaman içerisinde ileriye veya geriye doğru bu
üstboyutlar içerisinden yolculuk edebiliyorlarsa, belki insanlar
ve nesnelerde bu hiper uzay denen üst uzay boyutlarını
kullanarak zaman yolculuğu yapabilirler.
Çünkü sibernetik olarak bir bilginin bir zamandan diğerine
titreşimsel olarak geçebilmesi için bir enerji dalgasının
üstünde kodlanmış olarak taşınması lazım.Atom-altı kuantum
vakumuna ait uzay-zaman ölçeğinde enerjinin ve parçacıkların
farklı zamanlara geçebileceği mikroskobik zaman/uzay eğrilmeleri
sayesinde geçmişteki bir parçacık ya da gelecekteki bir
parçacık bugüne ait bir parçacık sistemiyle temasa geçerek
Şimdi' de bir etki yaratabilmektedir.Böylece uzay-zamanın bir
parçası olan insan beyni de bu titreşimleri elektriksel bir
sinyale dönüştürerek uzak zamanlara ait görüntüler elde
edebilmektedir.]
Şaşırtıcı biçimde bilim bazı özel durumlarda zaman içinde
seyahati kabul etmektedir.Oysa bu, gerçeğe yeni bir bakış açısı
gerektirir.Zamanın düzenli olarak ileriye doğru hareket ettiği
yolundaki günlük deneyimlerimizle bu yaygın anlayıştan
ayrılmaktan kaynaklanacak garip olasılıklar arasında bir köprü
kurabilmek için en uygun yol, öncelikle zaman içinde seyahat
olasılığının kendinden kaynaklanan paradoks ve karışıklıklara
bakmaktır.Hayal bile edilemeyecek bir parodoksun keşfi zaman
yolculuğunun imkansız olduğunu gösterir.Halbuki, akla yakın bir
paradoks daha radikal çözümler bulmak için mücadeleye davet
demektir.Bilim adamları sağduyusuz çalışmaya alışmak
zorundadırlar.Yaygın sağduyu dünyasından oldukça uzaktaki
Einstein'ın rölativite koşullarında, ışık hızına yakın bir hızla
hareket eden parçacıkların kullanıldığı deneylerle, zamanın
düzenli akışı fikri demode olmuştur.Evrenin nasıl işlediğini en
iyi bu kuram açıklar.Uzay gibi zaman da katı değil, esnektir ve
Einstein'ın tanımına göre uzay ve zaman diye birbirinden ayrı
iki boyut yoktu!Onun yerine ''uzay-zaman'' denen dört boyutlu
bir sürekli vardı.
Einstein'ın bir
tanımına göre ''uzay-zaman'' yüzlü bir para gibi, uzay ve
zamanın aynı paranın iki yüzü şeklinde düzenlenmiş bir
karışımdır.Hem zaman hem de uzay, koşullara bağlı olarak
uzatılabilir veya sıkıştırılabilir ve zaman, uygun toplam denge
sağlandığı sürece uzayla takas edilebilir.Tüm bunlar tam ve
makul bilimsel gerçektir.Rölativite kuramı, atom parçalama
makinesi olan akselatörler (hızlandırıcı) içinde çok büyük bir
hızla dönen atom altı parçacıklarına ne olduğunun ölçülmesiyle
güçlendirilmiştir.Böyle bir parçacığın ömrünün, durağan bir
parçacıktan daha fazla olduğu spekülasyon değil gerçektir.Işık
hızına yaklaşık bir hızla(300.000Km/sn) uzaya gönderilen bir
astronotun yaşının dünya yüzeyinde kalan bizlerden daha küçük
olduğu da bir gerçektir.
Modern bilimsel
düşünceler içinde tamamen kabul gören, zamanı uzatmanın bir
diğer yolu, güçlü bir yerçekimi alanında, (hatırı sayılır bir
siyah deliğe yaklaşabilecek şekildeki bir yerçekimi
alanı)bulunmayı içerir.Bu yalnızca deliğin yerçekimi alanında
oturup, hızlanan bir oranla yanından geçen evrenini seyrederek,
arka delik içinde seyahati gerektirmez.Her iki numara da,
korkusuz astronotu geleceğe normal orandan daha hızlı biçimde
götüren, zaman seyahatidirler.Ancak orada bulduklarını
beğenmezse eve dönüş yolu yoktur.Zaman düzenli akan bir akıntı
olmayabilir, fakat modern bilimin çatısı içinde bile tek yönlü
olduğu kabul edilebilen bir caddedir.İleriye doğru gidiş mümkün
olabilir; akıntıdan çıkıp geçmişe doğru yüzmek bu anlamda
olamaz.Böyle olasılıkların reddedilmesinin nedeni kesin
parodoksların varlığında yatmaktadır.Paradokslar ve olasılıklar
hakkında bilgi edinmenin en iyi yolu bilimkurgunun sayfalarına
bakmaktır.Tartışmanın anahtarı nedenselliktir.Olayların her
zaman nedenlerini izlediği yolundaki mantıklı varsayım, sıralı
bir prosestir.Bir mermi, tetik çekildikten sonra silahtan
fırlar, önce değil; Ascot'daki yarışların sonuçları ancak yarış
koşulduktan sonra bize ulaşır ve bu süre içinde bizim bahis
dükkanlarına koşup ikramiye kazanmaya vaktimiz olmaz.Bunun
mantıklı açıklaması, eğer zaman seyahati nedensellik ilkesine
aykırıysa, olması mümkün değildir.Eğer bir kuram bize intihar
edebileceğimizi söyledikten sonra argüman bize bir lokantaya
gitmemizi ve güzel bir akşam yemeği yememizi öneriyorsa, kuramda
bir bozukluk vardır.Bu bilimsel bir kanıt ya da çürütme
değildir.Bir felsefe meselesi ve mantıki argüman ve evren
mantıkçılar için birkaç sürprize sahip olabilir.
Fakat bilimkurgu
filozoflarının bu paradokslara getirdikleri kendi yanıtları
vardır ve onların tartışma hakkındaki görüşleri iki önemli nokta
olan, dallar ve zaman döngüleri, olasılıklarına dikkat
çeker.Bilimkurgu veya felsefedeki, zaman içindeki en eski
yolculuk paradoksu, zaman içinde geriye giderek bilerek veya
bilmeyerek sonradan büyükbabası olacak kişinin doğumunu önleyen
kişiyle ilgilidir.Eğer böyleyse kendisi doğmuş olamayacaktı,
bunun için büyükbabanın doğmuş olması gerekmektedir; ancak bunun
sonucunda, kahramanımızın zaman içinde atasının doğumunu önlemek
için geriye gitmesi olanak dahilindeydi... ve
diğerleri.Paradoksun varlığı, birçok insan tarafından zaman
içinde yolculuğun mümkün olmadığının kanıtıydı.Tıpkı bir
zamanlar doğa boşluktan nefret eder dendiği gibi, onun zaman
içinde yolculuktan nefret ettiğini de söyleyebiliriz.Ancak
içinde büyükbabanın hem doğup, hem doğmadığı, torunun hem var
olduğu, hem doğmadığı bu basit paradoksa çözümler üretmek çok
basittir.En basit yanıt zaman yolcularının aktivitelerinin
etkileri zaman ve uzayın dokusunda kökleşmiş olmasıdır.Ziyaretin
de tarihin bir kesiti olması dolayısıyla, çocuğun geçmiş
ziyareti şimdiki zamanı değiştirmez.Michael Moorcock bu temayı
Adamı gözlemlemek adlı romanında geliştirdi.Bu
kitaptaki zaman yolcusu, çarmıha gerilme olayını görmek için
İsa'nın yaşadığı çağa yolculuk yapan, dinsel merak eğilimiyle
rahatsız edilmiş biridir.Onun zaman makinesi tamir edilemeyecek
şekilde tahrip edilir ve İncil'de tarif edilen İsa'nın
izlerinden hiçbirini bulamaz.İnsanlara İsa hakkında bir şeyler
anlatmaya teşebbüs ettikçe, İncil'deki çarmıha gerilme olayını
da içeren o ana kadarki tüm olayları hatırlar ve karşı konulmaz
bir şekilde, İsa'nın üstlendiği göreve doğru sürüklenir.Böylece
kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi, 2000 yıllık bir sürede bir
ferdin zaman içinde geriye döngüye yakın bir yere kadar
yolculuk yapacağını garanti altına alarak, tarih yaratılır.
Michael Moorcock,
İnsanın Gözlemlenmesi adlı romanında, İsa'nın yaşadığı yıllara
doğru bir yolculuk yapan fanatik bir Hıristiyan'ı tanıtıyor.İsa
hakkında İncil'de sözü edilen herhangi bir işarete
rastlanmaz.İnsanlara İncil hikayesini anlatmaya çalıştıkça,
kendini İsa rolünü üstlenmiş bulur.Böylece 2000 yıl sonra dini
bir fanatiğin hikayeden etkilenmesine, kendisinin yarattığı bir
hikayeyi yeniden canlandırmak için, zaman içinde yolculuk
yapmasını olanaklı hale getirir.
Paradoksun bu
çözümü, uzay-zaman sahnesinde, yalnızca önceden belirlenmiş
rolleri oynayan bizlerle birlikte, zamanı biraz daha büyük bir
doku içinde sabit olarak görür.Alternatif paradoks çözümü, her
birimizin kendi kaderine hükmetmesiyle uzay-zamanı sonsuz bir
değişken olarak ele alır.
Yine bilim
kurgudan bir örnek, bu konuyu ele alıyor: ''Karanlıkta Düşme
Korkusu'' adlı bir kitapta, L.Sprague de Camp'ın kahramanı
gizemli bir şekilde 6. yüzyıl İtalya'sına emanet edilen bir
20.yüzyıl insanıdır.Hikaye saçmalıktır, ancak yazarın
açıklaması, tarih ağacının gövdesinin kaymasıyla, kahraman
20.yüzyılın fikirlerinin 6.yüzyıl ortamına girmesi sonucu
gelişen yeni bir dal, yeni bir tarih çizgisi yarattı.Biraz
değişiklikle bu düşünce, tarih temasındaki sonsuz sayıdaki
değişkenle, bazı manalarda birbiri ardına devam eden dünyalarda
paralel evrenlerin kabul gören felsefi bir kavramı haline
gelir.Geçmişe gider ve büyükbabanızı öldürürseniz argüman
tutarlıdır, aynı zamanda yan taraftan, büyükbabanız herhangi bir
yerden(herhangi bir zamanda) gelen davetsiz bir misafir
tarafından her zaman öldürülmüş olduğu paralel gerçekliğe kaymış
olursunuz.Bundan dolayı eve geldiğinizde tarihi hiç değişmemiş
bulursanız şaşırmayın, çünkü sizin zaman çizginizde tarihi
değiştirmek için hiçbir şey olmamıştır.Mantıklı bir sonuç
dizgesinde, paralel evrenin sonsuz okları arasında gerçekten
herhangi bir şeyin olması mümkün olduğundan, gerçek konusundaki
bu görüş, kaderlerimiz üstünde tam bir kontrole sahip olduğumuzu
savunur. Yapmamız gereken şey zaman bariyerleri karşısında
geriye veya ileriye değil zaman içinde yan taraftan bir yol
bulmaktır.Şüphesiz bunu söylemek yapmaktan daha kolaydır.Fakat
fiziksel zaman yolculuğu daha başından mümkün olmayan bir
olasılık olarak kalıyorsa, geride direkt iletişimle bizim zaman
çizgimize, gelecek ve geçmişten yolculuğu içeren, dünyamıza
paralel zaman dünyalarından sızan bilgiler aracılığıyla daha iyi
açıklanabilecek; paranormal deneyimler olarak sınıflandırılan ve
hikayeyi ilginç bir hale sokan rüyalar, hayaletler ve diğer
fenomenler olasılığıdır.
Doğru veya
değil, böyle kuramlar zaman hakkında varsayabileceğimiz
şeylerden daha fazlasının olduğunu gösterir ve felsefi bir
dille zaman yolculuğu parodoksunun çevresinde yollar vardır.Ve
eğer paradokslar etrafında yolar varsa, neden bir gün fizikçiler
bir zaman makinesi inşa edilmesin şeklinde mantıklı bir sebep
yoktur.
H.G.Wells 'in
yazdığı ''Zaman Makinesi'' gibi hikayeler şu soruyu akla
getiriyor: İnsanoğlu bir gün bir zaman makinesini yapabilecek
güçte olabilecek mi?
Bugün bilim
adamları zamanın, zaman yolculuğunu mümkün kılan yıldızlar veya
kara delik'ler gibi yoğun kütleler yakınında zamanın çarpıtılmış
hale geldiğine inanırlar.
Atom altı
parçacıkları yüksek hızlara ulaştırmakta kullanılan İngiltere,
Oxfordshire, Harwel'de Atomik Enerji Araştırmaları Kurumundaki
bir Van de Graaf statik elektrik akselatöründeki deneylerde ışık
hızına yakın hızlarda ivme kazandırılan parçacıkların, durağan
parçacıklardan daha uzun ömürlü oldukları gözlemlenmiştir.Bu
nedenle hareketli parçacıklar için zaman daha yavaş geçmiş olur.
Bilim, olayların
nedenlerini takip eder, biçiminde ifade edilen nedensellik
nosyonuna dayanır.Bir mermi, siz tetiği çektikten sonra silahı
terk eder, önce değil! Ancak, uçuşta mermiyi görerek zamanda
geriye doğru yolculuk yapmaya ve tetiğin çekilmesini önlemeye
muktedir olsaydınız ne olurdu? Bu tür problemler bazı bilim
adamlarının zaman yolculuğunu reddetmelerine sebep
oldu.Günlerden bir gün zaman makinesinin icadı bu bilim
adamlarının da görüşlerinin çürütülmesini sağlayacak, tıpkı 13.
yüzyıla kadar bir çok ortaçağ bilim adamı tarafından
desteklenen, dünyanın tepsi biçimli olduğu şeklindeki tezi,
dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğraflarının çürütmesi gibi.
Çetin BAL:
[Bilim
adamları sağduyusuz çalışmaya alışmak zorundadırlar.Yaygın
sağduyu dünyasından oldukça uzaktaki Einstein'ın rölativite
koşullarında, ışık hızına yakın bir hızla hareket eden
parçacıkların kullanıldığı deneylerle, zamanın düzenli akışı
fikri demode olmuştur.Evrenin nasıl işlediğini en iyi bu kuram
açıklar.Uzay gibi zaman da katı değil, esnektir ve Einstein'ın
tanımına göre uzay ve zaman diye birbirinden ayrı iki boyut
yoktu!Onun yerine ''uzay-zaman'' denen dört boyutlu bir sürekli
vardı.Genel görecelik kuramında Einstein
zamanın kesinlikle
uzaya bağlı olduğunu. gösterdi.Eski
fiziğe göre madde(taş) ve enerjinin(ışıma) iki ayrı şey
olduğunu, etkileşseler bile bunların aynı kalacaklarını
düşünüyordu.Yine eski fiziğe göre uzay ve zaman katı bir çerçeve
oluşturuyor, madde ve enerji de bu çerçeveye dokunmadan, onun
içinde bulunuyordu.Einstein'ın Genel İzafiyet Teorisi, içinde
zaman, mekan, madde ve enerjinin birbirleriyle bağlantılı olarak
bulunduğu yepyeni bir evren anlayışı sunmuştur.Einstein zaman ve
mekanı ve bu alanın içerisinde yer alan madde ve enerjiyi
birbirlerinden farklı olgular olarak değerlendirmenin son derece
yanlış bir imajinasyon olduğunu ifade etmiştir.
Einstein' yaşamı boyunca tüm evreni salt bir enerji alanına
karşılık gelen salt bir geometrik dokuya indirgemek
istemiştir.Bu evrendeki tüm olayların tek bir temel prensip
çerçevesinde geliştiğine inanan Einstein, Birleşik Alan Teoremi
adı altında evrendeki bu birliği matematiksel olarak ortaya
koymak istemiştir.Buna göre yerçekimi, zaman, mekan ve enerji
aslında birbirine bağlı oluşumlardı.Buna göre zaman fenomeni de
kendi başına bağımsız bir varlık olmayıp madde ve enerjiye bağlı
bir süreç olduğuna göre madde ve enerjinin yoğunluk- hız gibi
durumsal faktörlerinde olağan dışı bir değişiklik yaptığımızda
bu değişiklik zaman faktörünün bilinen doğrusal akışı ya da akış
hızı üstünde de alışılmadık etkiler yaratabilir. Einstein iç
görülerine dayanarak, genel görecelik kuramı çerçevesinde
maddenin de bu zaman mekan sürekliliğini eğdiğini ve yerçekimi
olarak deneyimlediğimiz etkiyi oluşturduğunu
göstermiştir.Öyleyse yerçekimi dediğimiz şey, sanıldığı gibi bir
''GÜÇ alanı etkisi'' değil, mekan-zaman kumaşında oluşan bir
buruşma, bir kıvrımdır.Eğer uzay-zamanın herhangi bir noktasında
yeterince madde ya da enerji toplayıp yoğunlaştırdığınızda,
mekan-zamanı aşırı biçimde eğip kumaşın sökülüp yırtılmasına yol
açarsınız.( Philadelphia Deneyi) ve bunun sonucunda bir kara
delik ortaya çıkar.''Madde, donmuş haldeki enerjidir.'' E=m.c2
formülü madde ve enerjinin yer değiştirebileceğini gösteren bir
formüldür.Uzay-zamanı büken şey madde ve enerjiye bağlı
''kütle'' faktörüdür.( doğrudan bakıldığında bu böyle
görülebilir?)Sonuçta ''aşırı yoğun elektromanyetik alanlar'' da
uzay-zaman sürekliliğini bozucu etkiler meydana
getirebilirler.Buna göre ''Manyetik bir Kurt deliği'' oluşturmak
olasıdır.Ve Einstein'ın genel görecelik kuramındaki evren modeli
dört boyutlu çerçeveye sahip kapalı küresel bir uzay-zaman
modelidir.Genel görecelik kuramını bilen bir orta okul öğrencisi
bile bu kurama baktığında zaman yolculuğuna olanak tanıyan kendi
üstüne kapanan dairesel bir zaman(kapalı bir zaman eğrisi) ya da
spiral bir zaman helozonunu anlayışı hemen sezebilir; bu da
teorik olarak bir dördüncü boyuta geçmek anlamına karşılık gelen
''ışık hızını aşmak'' la geçmişe ve geleceğe yolculuk mümkündür
anlamına gelir.Işık hızından daha hızlı gitmek özel görecelik
kuramı çerçevesine de bağlı olan bir zaman yolculuğu ihtimalini
olası kılar.Fakat ikinci zaman yolculuğu ihtimali genel
görecelikteki zaman eğrilmesi ile de mümkündür.Uzayda bir
eğrilik zamanda da bir eğrilik anlamına geleceğinden yerçekimsel
bir zaman kayması etkisiyle bir anda kara delik yada kuantum
solucan tünelleri içinden geçerek kendimizi gelecekte ya da
geçmişte bir yerde bulma ihtimalimiz oldukça güçlüdür.Işık hızı
yani HIZ faktörü bizim için bir dördüncü boyuta geçiş
kapısıdır.Yerçekimsel uzay-zaman eğrilmeleri de üç boyutlu
uzay-zaman çerçevesinden bir dördüncü boyuta doğru açılan
boyutsal bir geçiş kapısıdır.
Peki başka bir şekilde dördüncü boyuta geçiş kapısı meydana
getirmek mümkün değil midir?
Benim kendi
evren anlayışım yerçekiminin ve uzay-zaman eğriliğinin ardındaki
mekanizmanın enerjinin temel titreşimlerindeki hafif sapmalara
bağlı olduğu yönündedir.Sizler tüm evrendeki her şeyle bir
şekilde etkileşim içerisindesiniz görüyorsunuz ve
dokunuyorsunuz.Evrendeki madde ve enerjiyle aynı uzay-zaman
çerçevesini paylaşıyorsunuz.Sizin zihninizde bu çerçevenin bir
parçası.Çünkü bu evrendeki her şeyi oluşturan ve yansıtan aynı
enerji titreşimi olduğundan her şey aynı frekansta
titreşiyor.Eğer şu anda bir nesneyi oluşturan donmuş enerjinin
titreşimlerini ışık hızının üstünde bir hızla titreştirirseniz
o nesne boyut değiştirmiş olacaktır.Ve artık bizim tarafımızdan
algılanmayacaktır.İşte görünmezliğin ve boyut değiştirmenin
hatta zaman yolculuğunun bile sırrı enerjinin titreşim hızı
üzerinde tam bir kontrol sahibi olabilmektir.Zaman ve uzay
süreklisi belli bir temel devirsel titreşimlere sahiptir.( zaman
-uzay boyunca devreden titreşimler.)Dikkat ederseniz ışık
enerjisinin titreşim hızı belli değerler arasında milyonlarca
kez değişse de ışık hızı hep sabittir.Eğer ışığın titreşim
hızını ışık hızı değerine yükseltebilirsek boyut değiştirmeye
doğru bir adım atmış oluruz.Evrendeki her şey enerjidir.Ve
enerji bir frekans yapısında olan elektromanyetik bir yapıdadır.Zaman
denen şeyde bir enerji alanı olan uzaya bağlı devirsel
titreşimlerin dördüncü boyutta holografik olarak açılmasından
ibaret olan bir enerji bandıdır.Bir nevi zaman kesikli
bir enerji akımıdır.Tüm olaylar AN'sal dizinler halinde dördüncü
boyutta asılı dururlar.Zaman, uzay ve mesafenin birbiriyle olan
ilişkisini anlayabildiğinizde bir zaman kayması etkisiyle
uzay/zamanı yürüterek uzaydaki iki yıldız arası milyonlarca
ışık yılını bir anda bir dördüncü boyut uzayını kullanarak
bitiştirebilirsiniz.Aslında bir zaman makinesi öyle zaman
kapılarından, geçitlerinden geçip giden bir araç modeli
olmamalıdır.Bu araç kendisini çevreleyen güç alanlarıyla kendi
zaman eğriliğini yaratıp kendi güç alanlarıyla birlikte kendi
oluşturduğu, kendisinin bir parçası olan bir solucan deliği
etkisiyle kendisini sevk edebilen bir araç modeli olmalıdır(
Gravitik Sevk sitemi).Bu araç kendi enerjisiyle kendi zaman
tünelini yaratarak uzay-zamanın dört boyutlu çerçevesinde
özgürce manevralar yapabilen, istediği zaman-uzay koordinat
noktasına kendisini sevk edebilen bir araç olmalıdır.
Tüm sır
ışığın hızı ve yükselen boyutların geometrisinde gizli..!
boyutlar, mesafeler, zaman ve uzay metriği arasında öyle bir
bağıntısal formül var ki bir uzay gemisiyle üst boyuta
çıktığımızda ışık hızı, zaman ve mekan yapısı bizim boyutumuzun
ölçülerine göre ikinin katları oranında katlanarak artmaktadır
ve muazzam bir açılıma uğramaktadır.Bu zaman-uzay ve hız
genişlemesi(açılımı) bizi bir anda(çok kısa bir zamanda) kendi
uzayımızın çok uzak noktalarına iletebilir.Bu iletimdeki aracı
sevk sistemi ''gravitasyonal bir dalga atması'' dır.Bir araç
düşünün ki kendi çevresindeki uzay-zamanın yapısını
yönlendirerek kendi yarattığı yerçekimsel asılım potansiyeli
altında ışık hızı ve daha üstü hızlarda uzayda yol alsın!Aşağıda
kendi tasarımladığım böyle bir aracın şematik görünümü
görülmektedir.]Eğer
bir ''zaman makinesi'' nasıl
olabilir diyorsanız aşağıdaki tasarıma dikkatlice bakın.
Resmi büyük görmek için üzerine
tıklayınız.