|
YILDIRIM DARBELERİ OLUŞUMU VE
KORUNULMASI
1.
YILDIRIMIN TANIMI
2.
OLUŞUMU
3.
YILDIRIMIN ETKİLERİ
4.
YILDIRIMDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ
4.2.1. FARADAY KAFESİ
4.2.2. PARATONER
4.2.2.1. RADYOAKTİF P.
4.2.2.2. PİEZZO ELEK. P.
4.2.2.3. ELEKTROSTATİK AKTİF PARATONER
1. YILDIRIMIN TANIMI
Havanın iyi bir iletken olmaması bünyesinde yüksek gerilimli
bulutları oluşturur. Fiziki sebeplerden ötürü, bulutun yüklenmesi
sırasında yere yakın olan kısmı negatif değerle şarj olmuştur (%85
ihtimal). Bu sırada yer de bulut boyunca pozitif yüklenir. Bazı
koşullarda bunun tersi yüklenme de olabilmektedir (%15 ihtimal).
Fırtınanın artmasıyla buluttaki negatif yük oranı ve buna bağlı
olarak da yerdeki pozitif yük ayrışması hızlanarak devam eder.
Bulutla yer arasındaki potansiyel fark arttıkça aradaki havanın da
delinmesi kolaylaşır ve belli bir değerden sonra havanın
delinmesiyle oluşan iletken kanal boyunca buluttan toprağa veya
topraktan buluta deşarj başlar.
Bulutla bulut arasında olan deşarja şimşek ve bulut – toprak
deşarjına ise yıldırım denir.
2. YILDIRIMIN OLUŞUMU
Yıldırımın oluşması için öncelikle yıldırım bulutunun oluşması ve
sonrasında bu bulutun elektriksel olarak yüklenmesi gerekmektedir.
Günümüzde yıldırım bulutunun oluşumu rahatlıkla açıklanabilse de bu
bulutun elektriksel olarak nasıl yüklendiği konusunda kesin bilgiler
yoktur. Ancak bu durum bazı teoriler ile açıklanabilmektedir.
2.1.1. YILDIRIM BULUTUNUN OLUŞUMU
Yıldırım boşalmasının çıkış noktası, atmosferde yüksek miktarda nem
bulunması ve sıcak hava akımları yardımıyla yüklü bulutların
oluşmasıdır. Hava akımları, yere yakın hava tabakalarının iyice
ısınması ile oluşur. Çok büyük yüksekliklerden aşağı inen soğuk hava
ile bu hava tabakası yer değiştirir. Nem ise yüksek sıcaklıkta
buharlaşma ile meydana gelir. Hava, yukarı çıkışı sırasında soğur ve
belirli bir yükseklikte su buharına doyacağı bir sıcaklığa erişir.
Daha fazla yükselmesi kondenzasyona sebep olur ve bulut oluşur.
Yıldırım bulutunun oluşumunda üç aşama söz konusudur.
Gençlik
Olgunluk
Yaşlılık
Gençlik aşamasında aşağıdan yukarı doğru ve kenarlardan ortaya doğru
hava akımları artar. Bu durum yaklaşık 10 - 15 dakika sürer.
Olgunluk aşamasında yağmurlar oluşur. Sıfıra yakın sıcaklık
derecelerinde iyice azalan bulut kaldırma kuvveti şiddetli
yağmurlara sebep olur. Bu sırada yukarıdan aşağıya hareket eden
soğuk rüzgarlar görülür. Bunlar yere ulaştıklarında kısa süreli,
şiddetli fırtınalara sebep olurlar. Bu aşama yaklaşık 15 – 30 dakika
sürer.
Yaşlılık aşamasında ise hava akımları artık son bulmuştur. Yaklaşık
30 dakika sürer.
2.1.2. YILDIRIM BULUTUNDA ELEKTRİK
YÜKLERİNİN MEYDANA GELİŞİ
Yıldırım bulutlarında elektrik yüklerinin nasıl oluştuğu henüz net
bir şekilde bilinmemektedir. Tarih boyunca bu konuda çeşitli
teorilerle bulutların yüklenmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu
teorilerden biri Simpson ve Lomonosow’ un teorisidir. Bu iki
araştırmacıya göre bulutlardaki yükler hava akımı yardımıyla
oluşmaktadır. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesi sonucunda
oluşan hava akımı bulutlardaki su damlacıklarını harekete geçirir.
Hareket halindeki su damlacıkları, birbirleriyle sürtünmesiyle,
yüklü hale geçerler.
Bulutlardaki hava akımları su damlacıklarının dağılmasına ve tekrar
birleşmesine sebep olurlar. Yapılan labaratuvar çalışmalarında
dağılan su damlacıklarından küçük damlacıkların negatif, büyük
damlacıkların ise pozitif olarak yüklendiği gözlenmiştir. Bu
bilgilere göre büyük su damlacıkları yani pozitif yüklü damlacıklar
bulutun alt kademelerinde ve rüzgar hızının büyük olduğu bölümlerde
olmalılar. Küçük, negatif yüklü, su damlacıkları ise rüzgar
tarafından itilmeli ve bulutun daha yukarı kısımlarında
dağılmalılar.
Yıldırım bulutundaki yüklerin bu şekilde meydana geldiği kabul
edilecek olursa bulutun alt kısımları pozitif yüklü olacağından
yıldırım deşarjı da pozitif kutbiyette olacaktır. Yapılan gözlemler
pozitif kutbiyetteki yıldırım deşarjlarının %5-20 civarında
olduğunu, deşarjların yaklaşık %80-95’ inin negatif kutbiyette
olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Simpson ve Lomonosow’ un
teorileri yıldırım bulutlarındaki elektrik yüklerinin meydana
gelişini tam olarak açıklayamamaktadır.
Bu
konuda ikinci bir teori de Elster ve Geitel tarafından ortaya
konulmuştur. Onlara göre bulutların yüklenmesi tesirle elektriklenme
ile açıklanmaktadır.
Dünya yüzeyindeki elektrik yükü –5x105 C kabul edilirse bu yükün
içinde bulunan su damlacıkları alt uçları pozitif ve üst uçları
negatif olmak üzere kutuplanırlar. Yerçekimi etkisiyle aşağıya doğru
düşen büyük su damlacıkları havanın oldukça yavaş hareket eden
iyonlarına yaklaşırlar ve bu sırada su damlacığının pozitif alt ucu
havanın negatif iyonunu absorbe ederken pozitif iyonu da iter.
Böylece ağır su damlacıkları negatif elektrikli parçacıklar haline
gelir. Aynı şekilde kutuplanan küçük su damlacıkları yukarıya doğru
hareket ederken havanın pozitif iyonlarını absorbe ederler ve
negatif iyonları iterler. Böylece hafif su damlacıkları da pozitif
elektrikli parçacıklar haline gelirler.
Bu
teoriye göre bulutun alt kısımlarında negatif yükler bulunmaktadır.
Teori negatif kutbiyetteki yıldırım deşarjlarını açıklayabilmektedir
gibi gözükse de aslında eksik yanları mevcuttur.
Bir yıldırım bulutunun su damlacıklarından çok buz kristalleri ve
kar parçacıklarından oluştuğu düşünülürse, bu buz kristalleri ve kar
parçacıklarının dünyanın elektrik alanı ile kutuplanma olasılıkları
oldukça düşüktür.
Bu
konu üzerine üçüncü bir teori de J. I. Frenkel tarafından ortaya
atılmıştır. Frenkel’ e göre havada her iki işaretli iyonlar var
olduğundan, dünyanın negatif elektrik yükleri kaçmaya ve iyonosferin
pozitif elektrik yükleri ile birleşmeye yatkındır. Dolayısıyla
dünyanın azalan elektrik yükünü sürekli olarak takviye edecek bir
olayın olması gerekmektedir. Dünyanın elektrik yükünün sabit
kalmasında en önemli rolü negatif yıldırım deşarjları sağlayacaktır.
Bu teoriye göre her iki işaretli iyonlardan oluşan hava ile küçük su
damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelen bir ortam göz
önüne alınır ve havanın negatif iyonlarının daha küçük su
damlacıklarına veya buz kristallerine konduğu var sayılır. Buna göre
bulut, negatif elektrikli su damlacıkları ve pozitif iyonlu havadan
oluşur. (negatif iyonlar su damlacıkları tarafından yutulmuştur).
Yıldırımın Oluşumu
Bir yıldırım boşalmasının oluşabilmesi için elektrik alan şiddetinin
2500kV/m değerine ulaşması gerekmektedir. Buluttaki elektrik alan
şiddeti değeri yeterince arttığında bulut – bulut veya bulut –
yeryüzü deşarjı görülür. Eğer yeryüzündeki alan çeşitli sebeplerden
ötürü (yüksek kuleler, gökdelenler, v.b.) bozulmuşsa bu takdirde de
yeryüzü bulut deşarjı görülebilmektedir.
Bulut yeryüzü deşarjı, bulutun pozitif veya negatif yüklü
bölgelerinden aşağıya veya yeryüzündeki pozitif veya negatif yüklü
sivri uçlarından yukarıya başlayabildiği için, dört çeşitte
olabilir.
Yukarıya Çıkan Yıldırım
Bu
tip yıldırımlar genelde yerin pozitif yüklü sivri bölgelerinden,
bulutun negatif yüklü bölgesine başlayan ön boşalmalar şeklinde
görülür. Deşarjlar genelde düzgün araziler üzerindeki çok yüksek
yapılardan (GSM kuleleri), veya yeryüzünün yüksek dağlık
kesimlerinden başlarlar. Bu yüksek kesimlerin sivri uçlarından
buluta doğru ön boşalmalar başlar. Bu sırada 1 ila 10kA arasında
değişen akımlar görülür. Deşarj tam olgunlaştığında akım değeri
10kA’ i bulur.
Aşağıya İnen Yıldırım
Bir bulutun alt kısmındaki enerji yeterli seviyeye geldiği zaman
toprağa doğru bir elektron demeti harekete geçer. Birinci demet 10
ile 50 metrelik mesafeyi 50 000 – 60 000 km/sn arasındaki hızla kat
eder. 30 ile 100 mikron saniye süren bir aradan sonra ikinci bir
deşarj birinci deşarjın yolunu izler ve birinciden 30 ile 50 metre
arası daha ileri gider. Daha sonra üçüncü deşarj ardından dördüncü
deşarj meydana gelir. Her bir deşarj öncekinden 30 ile 50 metre
ileri giderek şimşeğin ucunun yeryüzüne yaklaşmasını sağlar. Ön
boşalma yere yaklaştıkça elektrik alanı havanın delinme dayanımı
üzerine çıkacak kadar artar. Böylece yeryüzünün sivri bir
noktasından bir boşalma yukarıya doğru ilerleyerek ön boşalma ile
birleşir. Yaklaşık 50.000km/sn’ lik bir hızla aşağıdan yukarıya
doğru iyonizasyonlu ve kanalda depo edilen yükü toprağa boşaltır. Bu
deşarj esnasında 200 000 Ampere kadar çıkan akım 100 milyon voltluk
bir gerilim ile toprağa akar
3. YILDIRIMIN ETKİLERİ
3.1. Elektrodinamik Etkisi
Yıldırım akım yolunun bir kısmının diğer bir kısmın magnetik alanı
içinde bulunması halinde büyük kuvvetler meydana gelir. Bu etki
sonucunda ince anten borularında ezilme, paralel iletkenlerde
çarpışma, iletken kroşelerinin sökülmesi gibi hadiseler oluşur.
3.2. Basınç ve Ses Etkisi
Yıldırım kanalı içindeki elektrodinamik kuvvetlerden ileri gelen
basınç bu akımın sönmesi ile patlama şeklinde havayı genleştirerek
gök gürültüsünü meydana getirir. Bu gürültü yakınlarda bulunanlara
patlama etkisi yaratabilir. Cam kırılması gibi olaylarla da
karşılaşılabilir. Gök gürültüsünün bir nedeni de meydana gelen ısı
enerjisinin oldukça büyük ve ani bir genleşme meydana getirmesidir.
3.3. Elektrokimyasal Etkisi
Büyük akım şiddetlerinde elektrolit parçalanma sonucu demir, çinko,
kurşun gibi metaller açığa çıkar.
3.4. Işık Etkisi
Yıldırım deşarjı sırasında oluşan iletken kanal etrafına çok parlak
bir ışık yayar. Bu ışık yakın mesafelerde göz kamaşması veya geçici
görme bozukluğu meydana getirebilir.
3.5. Isı Etki
Yıldırım boşalmasının ısı etkisi akımın geçtiği iletkenlerde bir
sıcaklık artışı ortaya çıkartmasıdır. Akım yüksek değerlerde
olmasına rağmen süresinin çok kısa olması sebebi ile iletkenlerde
çok büyük bir ısı artışı olmaz.
4. YILDIRIMDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ
Bu
bölümde binaların yıldırımdan korunması için tarih boyunca
kullanılmış ve günümüzde de kullanılmakta olan yöntemlerden söz
edilecektir.
Yıldırımdan korunma günümüzde iki şekilde yapılmaktadır.
a-
Pasif yakalama uçları
b-
Aktif yakalama uçları
Yıldırımı çekme özelliği olmayan, sivri çubukların kullanıldığı
pasif yakalama uçları yıldırımdan korunma yöntemleri arasında en
eski olanıdır. Bu konudaki ilk çalışmalar 1760 lı yıllarda Franklin
tarafından yapılmıştır. Franklin, korunacak olan yapının üzerine
sivri uçlu bir demir koyup, iletkenlerle de toprağa irtibatlayarak
ilk yıldırımdan korunma sistemini kurdu.
O
dönemlerde konulan çubuğun etkinlik sahası, çubuk boyunu yarıçap
kabul eden bir daire olarak kabul edilmişti. Günümüzde ise koruma
çapı çubuk boyu olarak kabul edilmektedir.
Franklin çubuğu kullanılarak yapılan bu koruma daha sonraları 1884
lerde Melsens tarafından daha da geliştirilerek günümüzde sıklıkla
kullanılan Faraday kafesi oluşturuldu.
4. 1. FARADAY KAFESİ
Faraday’ ın, yapmış olduğu çalışmalarla iletken bir kafes içindeki
elektrik alanın sıfır olduğunu belirlemesi üzerine Melsens 1884 de
korunacak hacmi iletken bir kafes içine alma fikrini ortaya
atmıştır. Melsens’ in kuracağı bu kafes sistemi şu şekilde olacaktı.
Korunacak olan yapı, çatısı ve yan duvarları iyi iletkenlerle
(bakır)yatay ve dikey bir şekilde sarılarak , bakır kafes içine
alınacaktır. Çatı üzerinde belirli aralıklarla dikey sivri çubuklar
konulacak, tabanda ise iletkenler çok noktadan topraklanacaktı.
Bu
şekilde binanın her noktası eş potansiyel hale gelecek ve herhangi
bir yıldırım deşarjında tehlikeli akımlar tamamen örülen bakır kafes
üzerinden toprağa akacağından binaya bir zarar gelmeyecektir. Bu
açıdan bakıldığında gerçekten de iyi bir koruma gibi düşünülen
Faraday Kafesi sistemi uygulamadaki zorluklar ve bilinçli veya
bilinçsiz yapılan yanlış uygulamalar sonucu efektivitesini
kaybetmektedir. Faraday kafesinin güvenliği kafesin gözlerinin
boyutlarına bağlıdır. Bu gözler nekadar küçük olursa kafes okadar
güvenli olacaktır.
Günümüzde daha az iletken kullanma, gözlerin aralıklarını büyük
tutmakla işi daha çabuk bitirme, işçilik maliyetini azaltarak daha
fazla kar etme gibi düşünceler yüzünden Faraday kafesi doğru olarak
kurulmamaktadır. Gerektiği gibi kurulmayan kafes ise yıldırıma karşı
iyi bir koruma sağlamayacaktır.
İyi kurulmuş bir faraday kafes sistemi ise gerek işçilik gerekse
maliyet olarak oldukça pahalıdır. Ayrıca kurulan kafesin, ek
yerlerindeki oksitlenme veya başka sebeplerden ötürü, periyodik
bakımı yapılması gerekecek bu da ilave masraflara yol açacaktır.
Bakım ekibinin çatıda dolaşması belki de çatı açısından farklı
masraflar ortaya çıkartabilecektir.
İyi kurulmamış bir kafes sistemine örnek vermek gerekirse Mont Blanc
Gözlemevi gösterilebilir. Burada binanın toprağa oturan yatay
yüzünün de sarılması gerekirken bu yapılmayıp kafesin buradaki
kapanışı için toprağın iletkenliğine güvenilmiştir. Halbuki bu
iletkenlik çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Bu sebeplerden ötürü
gözlem evinde yıldırım darbelerinden dolayı öldürücü kazalar
olmuştur.
PARATONERLER (AKTİF YAKALAMA UÇLARI)
Pasif yakalama uçlarının aksine paratonerler, buluta doğru iyonize
bir yol açarak veya iyon göndererek, yıldırımı çekme özelliği
gösterirler. Kendi aralarında da çalışma prensipleri açısından
farklılık gösteren paratonerler bu bölümde üç başlık altında
anlatılacaktır.
4.2. RADYOAKTİF PARATONER
M.
Dauzere’ nin (1930) yıldırımın çokça görüldüğü yerlerde havanın
normal şartlara göre daha yüksek bir iyonizasyona sahip olduğunu
gözlemlemesi ile iyonize edici paratonerlerin kullanımlarının
başlangıcı olmuştur. Bu konudaki ilk deneyi Szillard yapmıştır.
Szillard iletken bir çubuğun üzerine radyum koyarak yaptığı
denemelerde başarılar elde etmesi ise radyoaktif paratonerlerin
başlangıcı olmuştur.
Temel olarak içerdiği radyoaktif elementin yaydığı radyasyon ile
havayı iyonize eden radyoaktif paratonerlerin gövdesi içinde kurşun
bir hazne bulunur. Bu küresel kurşun haznenin üzerinde ışımanın
engellenmemesi için delikler bulunur. Radyo element bu kurşun hazne
içinde konur. Işıma, kurşundan geçemeyeceği için üst kısımlardaki
deliklerden havaya doğru yönelecektir. Bu saçılan pozitif iyonlar
belli bir çap içindeki yıldırımı kendisine çekerek koruma
sağlayacaklardır. Koruma çapının belirlenmesinde kullanılan
radyoaktif elementin miktarı belirleyici faktördür. Kullanılan
element nekadar fazla ise koruma çapı da o oranda artar. Radyoaktif
madde çok fazla arttırıldığı halde koruma yarıçapında doğadaki bazı
sınırlamalardan dolayı artış olmadığı belirlendiğinden,
üretimlerinde en fazla koruma çapı 200m olacak şekilde
planlanmaktadır.
Paratonerde kullanılan radyoaktif element alfa, beta ve gama ışıması
yapar.
Radyasyon tarafından havanın iyonize olma miktarı alfa ışımasının
kinetik enerjisiyle orantılıdır. Bu sebeple radyoaktif
paratonerlerin üst kısımlarında ışımanın hızını yavaşlatmayacak
şekilde boşluklar vardır. Işıma hızının azalması alfa
partiküllerinin iyonlama gücünü nerdeyse tamamen yok ederler. 1mgr
radyumun saniyede 136 milyon alfa partikülü ürettiği ve her bir
partikülün 187 bin iyon çifti meydana getirdiğini dikkate alacak
olursak, içinde 1mgr radyum bulunan bir radyoaktif paratonerin bir
saniyede 25,4 x 1012 tane pozitif iyon çifti meydana getirdiği
görülür.
Meydana gelen bu yüksek iyon sayısı kimi zaman, yıldırım düşürecek
kadar fazla yüklü olmayan bulutları da tetikleyecek ve gereksiz yere
risk oluşturabilecektir.
Gama ışınlarının yıldırımı yakalamada bir rolü olmasa da paratonerde
kullanılan radyoaktif element bu ışımayı da doğal olarak yapar. Gama
ışıması insan sağlığı için son derece tehlikelidir. Yüksek seviyeli
bir gama ışımasına karşı önlem alınmadığı taktirde mide bulantısı ve
kusma ile başlayan rahatsızlıklar hücre bölünmesinde düzensizlik,
kanser, DNA yapısında bozukluklara (mutasyon) ve ölüme kadar
ilerleyecektir.
Bu
paratonerlerde radyoaktif element olarak Americium 241 ve Radium 226
kullanılmaktadır. Bu elementlerin yıldırımı yakalamak için
yaptıkları alfa ışımasının ömrü en iyi (kuru, yıprandırıcı olmayan)
hava koşullarında 10 yıl iken doğal hava şartlarında 5 yıla kadar
düşebilmektedir. Beş ila on yıl arasında yıldırım yakalama ömrü olan
radyoaktif paratonerin ışınlarının insan sağlığına zararları ise çok
daha uzun yıllar boyunca sürer.
Montajı ve periyodik bakımları sırasında yanına yaklaşırken dahi
dikkatli olunması ve çıplak elle katiyen temas edilmemesi gereken,
mümkünse özel eldivenler ve giysilerle yaklaşılması gereken bu
paratonere maalesef yurdumuzda bu hususlara hiç dikkat edilmeden
bilinçsizce davranılmakta ve zaman zaman istenmeyen olaylar
yaşanılmaktadır.
Paratoner içindeki radyoaktif elementin tutulduğu kurşun kılıfın
yıldırım deşarjı anındaki yüksek sıcaklıktan erimesiyle oluşabilecek
tehlike son derece ürkütücüdür. Serbest, koruyucu kılıfsız kalan
radyoaktif element küresel bir şekilde ışıma yapacak ve paratonerin
yaklaşık koruma çapı kadar olan bölgede radyasyon değeri istenmeyen
biçimde artacaktır.
Yıldırım riskine karşı önlem alırken bizi çok farklı tehlikelerle
yüz yüze getiren radyoaktif paratonerler, 1982 yılından beri Avrupa
ve Amerika’ da kullanımı yasaklanmış olup ülkemizde de, TAEK’ in
31-03-2000 tarihli yazısıyla, kullanımına sınırlama getirmek
amacıyla üretiminde kullanılan radyoaktif elementlerin ithalatına bu
kurum tarafından izin verilmemektedir. Bu gelişimi takiben
kullanımına da yasak getirilmesi beklenmektedir.
4.3. Piezzoelektrik Prensibi ile
Çalışan Paratoner
Piezzoelektrik elementler basınca maruz bırakıldığında yüksek
gerilim üreten elementlerdir. Elementin bu özelliği paratoner
üreticileri tarafından kullanılmış ve piezzoelektrik prensibiyle
çalışan paratonerler imal edilmişlerdir.
Rüzgar etkisiyle salınım yapan paratonerin gövdesi, içerisindeki
piezzoelektrik kristallerini basınca maruz bırakır ve yüksek gerilim
darbeleri oluşur. Bu darbeler paratonerin yakalama ucu üzerindeki
ark boynuzlarına gönderilir ve burada ark etkisiyle hava
iyonizasyona uğratılır.
Paratonerin rüzgar enerjisi ve ark boynuzu ile çalışması en büyük
dez avantajıdır.
4.4. ELEKTROSTATİK AKTİF PARATONER
PULSAR
Yıldırımdan korunma teknolojilerinden en gelişmiş olanı
elektrostatik aktif paratonerdir. Yıldırımdan daha iyi bir korunma
sistemi için onun yapısını, oluşumunu detaylı bir şekilde inceleyen
üreticiler buluttan yeryüzüne doğru inen yıldırım kolunu,
yeryüzündeki herhangi bir sivri noktadan olan atlama ile birleşmeden
önce, yakalayıp deşarjı güvenli bir şekilde toprağa aktarma yöntemi
ile ilgili çalışmalar yapmışlardır.
Fransız Helita firmasının başlattığı bu çalışmalarda başarılar elde
edilince, yıldırımı tüm sivri uçlardan olacak atlamalardan daha önce
yakalayan ERKEN AKIŞ UYARILI aktif paratonerlerin (ESE, Early
Streamer Emmission) üretimine başlanmıştır.
Çalışma prensibi elektrik alan şiddetinin arttırılmasına dayanan
PULSAR patentli tasarımı ile negatif ve pozitif tüm yıldırım
çeşitlerinde aynı etkinlikte koruma yapan TEK PARATONERDİR.
Havadaki elektrostatik yük ile çalışan Pulsar ESE (Erken Akış Uyarı)
ünitesi, havanın SADECE yıldırım riskinin oluşabileceği yüksek
elektrik alan değerlerinde çalışarak koruma bölgesine doğru gelmekte
olan yıldırıma iletken bir yol açarak, herhangi bir sivri uçtan ve
diğer TÜM PARATONER ÇEŞİTLERİNDEN çok daha önce yakalar. Dolayısı
ile yıldırımın düşmeyeceği herhangi bir (E) eşik alan şiddetinde
havayı ionize ederek lüzumsuz deşarjlara sebebiyet vermez.
Yakalama hızı (.t) gerek Helita gerekse diğer bağımsız
labaratuvarlarda belirlenmiş ve en yakın rakiplerinden çok daha
hızlı olduğu belgelenmiştir. (Bkz LCIE ).
(.t değeri bir paratonerin herhangi bir sivri uca göre yıldırımı ne
kadar daha süratli yakaladığını gösteren değerdir. .t büyüdükçe
paratoner koruma sahasına doğru gelen yıldırımı diğer sivri uçlara
göre daha çabuk yakalar ).
2 metre uzunluğundaki som çelik ünite bakım gerektirmez ve çalışma
esnasında ark çıkarmaz. |